Tüm Kitaplar - Türkiye'nin Dev Kitap Sitesi
Yeni Kitaplar | Çok Satan Kitaplar | Konular | Yazarlar | Yayınevleri | Kampanyalar | Yardım
Kitap Ara
  Kitap Üyeliği
  Alışveriş Sepeti

Listelerim
Lütfen sisteme giriş yapınız!


Kargo Ödeyen Kitaplar

Şiirler (Sebeb ey, Risaleler, Gelecek Zaman Risalesi)

Şiirler (Sebeb ey, Risaleler, Gelecek Zaman Risalesi)

Satışa çıkınca haberim olsun!


Favorilerime Ekle!

E-posta ile paylaş Facebook da paylaş Twitter da paylaş Google da paylaş Live da paylaş Digg de paylaş Del.icio.us da paylaş

 

Kitap Özellikleri:
Kitabın Adı: Şiirler (Sebeb Ey, Risaleler, Gelecek Zaman Risalesi)
Yazarı: Erdem Bayazıt
Kapak Tasarımı: Medine Efe
Sayfa Sayısı: 208
Boyutları: 13,5 x 21 cm
Kapak Cinsi: Karton
Basım Yeri: İstanbul
İlk Baskısı: 2003
Son Baskısı: 2007
Baskı Sayısı: 2

 

 

 Fiyatı
 Tedarik Satış Yok
 Yayınevi İz Yayıncılık
 Yazar Erdem Bayazıt
 Konular Şiir, Cumhuriyet Dönemi ve Günümüz
 Barkod 9789753550208

Kitap Açıklaması:


Bir genç adam için şehrin ıstırabını, bozulmuş törenin, inançsızlığın, faziletsizliğin tepkilerini alışılmış düzenden yılgınlığı ve isyanı ve İslamda kurtuluşun güzelliğini, maddeden kaçışı, köye kasabaya kaçışı ısrarla anlatan şiirler... Ahmet Kabaklı

Barbar güçlerin, teknolojinin yıktığı, Tanrıdan kopardığı insanın manevî kurtuluşunu arayan Sebeb Ey... Behçet Necatigil

Erdem Bayazıtın şiiri değil eski dindar şairlerinkinden, Mehmed Âkifinkinden de çok farklı bir şekil ve üslûpla yazılmıştır... Mehmet Kaplan

Elinizdeki kitap ünlü şairin Sebeb Ey, Risaleler, ve Gelecek Zaman Risalesi adlarıyla yayınlanan eserlerini bir araya getiriyor. Böylece Bayazıtın okuyucusu şairin ilk üç kitabını topluca edinme imkanı buluyor.


HAKKINDA YAZILANLAR

Celâdetle lirizmin buluştuğu şiir

Rasim Özdenören, Kitap Zamanı, Sayı: 25, 4 Şubat 2008, s. 18.

Erdem Bayazıtla yarım asrı devirmiş bulan ilişkimiz, kelimenin tam ve kâmil anlamıyla bir dostluk olarak yaşanmıştır. 1955 yılında, Maraş Lisesinin birinci sınıfına başlamış öğrenciler olarak tanıştığımızda o, çoktandır şiirlerini yazmaktaydı.

Maraşın yerel gazetelerinde olsun, gene aynı dönemde rahmetli Cahit Zarifoğlu, rahmetli Alaeddin Özdenören, rahmetli Sait Zarifoğlu, Hasan Seyithanoğlu ve daha başka arkadaşlarımızla çıkardığımız dergilerde, kader, bizi daima aynı adreslerde buluşturdu. Edebiyat ve Mavera dergilerinin çıkartılmasında da, bu isimlere ek olarak rahmetli Akif İnan, Nazif Gürdoğanla aynı ortak etkinlikleri paylaştık.

Her şiir için söz konusu olabileceği gibi Erdem Bayazıtın şiirine de çeşitli açılardan yaklaşmamız mümkündür.

Modern dünyanın bir şairi olarak ve modern dünyada yaşayan bir şair olarak, onun şiirine hangi perspektiften bakmalıyız?

Acaba Yunus Emrenin veya Mevlânânın veya Fuzulinin ve benzeri şairlerin şiirlerinde tebellür eden İslâmî duyarlığı özdeş olarak Erdem Bayazıtın şiirinde bulmaya çalışmak bizi sakil bir anakronizme götürmez mi? Bu soruyu ortaya koyuyoruz; çünkü değindiğimiz anakronizme düşen eleştirmecilerimizin tespitlerine tanık olunmuştur.

Oysa İslâm edebiyatının veya başka bir söyleyişle Müslümanların meydana getirdiği edebiyatın klasik dönemindeki ürünlerle günümüz şairinin ürününü aynı ortak payda döneminde denkleştirmek, bizi, tam da vurguladığımız anakronizme düşürür. Şöyle ki, klasik dönem Müslüman şairleri, içinde yaşadıkları İslâmî ortamın Müslümanca havasını teneffüs ve terennüm ediyordu. Ancak günümüzün şairi, hiç de klasik dönem şairlerimizin soluduğu kültür ortamında yaşamıyor. Tersine, onun yaşadığı çağ, klasik dönemin tümüyle dışına düşmüş durumdadır. Ne ki, bir Müslüman şairin böylesi bir ortamda bile, yaşadığı çağın havasını Müslümanca bir söylemle terennüm edecek bir şiiri seslendirmesi mümkündür. Bence Erdem Bayazıtın denemek istediği şiir, bir Müslüman şairin içinde yaşadığı teknolojik hengameye karşı bir protesto sesi olmaya yönelmiştir. Behçet Necatigil, Edebiyatımızda İsimler Sözlüğü adlı kitabında bize çok yakın duran bir değerlendirmede bulunarak: Barbar güçlerin, teknolojinin yıktığı, Tanrıdan kopardığı insanın manevî kurtuluşunu arayan … bir şiir olarak değerlendiriyor. Bu şiir, elbette, klasik dönem şairlerimizde bulunmayan bir eleştirel tonlamayı da barındırmaktadır bünyesinde.

Onun şiirinde, bir yandan Köroğlunun, Dadaloğlunun celadetli haykırışına denk ünlemlere tanık olurken, bir yandan da protestosuna mâkes olan yiğitçe kahırlanmalar işitiriz. Uzaklardan Dede Korkutun hikemi tavrına hoşâmedî yapıldığını görürüz.

Ancak bu şiirin dibinde yatan ve o şiirin usaresi mesabesinde duran lirizmi ihmal etmememiz gerekiyor. Erdemin, birkaç yıl önce Kaşgar dergisinde yayınlanan ve elimizdeki Şiirler -Sebeb Ey, Risaleler, Gelecek Zaman Risalesi- toplamında yer alan Kız Kulesi şiiri, söz konusu lirizmin doruk noktasında yer alıyor. Bu şiirin içinde yer alan dramanın ve tonlamasındaki facia atmosferinin; bunun yanında süregelen içli ve dokunaklı söylemin onun yeni yazacağı şiirlerde nasıl dışa vuracağının işaretini de veriyor. Bu itibarla, yazacağı muştusunu verdiği Üsküdar Şiirini heyecanla beklediğimizi burada açıklamak istiyorum.

O, şiirindeki ünlemli tonlamayla lirizmi buluşturan söylemiyle kendi alanındaki en olgun bileşimi gerçekleştiren şairlerin önde gelenlerinden biridir.


Erdem Bayazıtın şiiri: Poetik başkaldırı

Âlim Kahraman, Kitap Zamanı, Sayı: 25, 4 Şubat 2008, s. 19.

Erdem Bayazıtın şiiri, yüksek bir iç tazyikten doğar. Şairin damarımızda şelaleler yapan kan, denizler boğuşuyor içimde gibi söyleyişlerle dillendirdiği bu iç enerji, şahlanış; sıkıştırılmış bir konumda ortaya çıkar bu şiirde:

Ben şimdi bu yanda/ Kasılmış çıplak bir kurşun gibiyim/ Namluda.

Şıkıştırılan iç enerji büyük bir gürültüyle patlar. Bir boranın, bir bombanın patlayışıyla ifade edilir bu şiirin imge düzeni içinde o patlayışlar. Bayazıtın şiir serüveni bu iç enerjinin kendini dönüştürmesinin serüveni olarak da okunabilir. Oraya geleceğim, ancak çevresi ve dönemi içinde görmeye çalışalım önce onu.

Erdem Bayazıtın şiiri içinde, kendinden önceki bazı ustaların ses renkleri, yer yer, soluk tonlarda hissedilir gibi olur. Şimdi bütün şehir bir adama yöneldi/ Adam dedimse senin benim gibi bir adam/ Ama kadın değil bura önemli dizelerinde Edip Canseveri; Karanlık denizlerin dibinde/ Bir takım incilerin olduğunu/ Bir takım incilere ve hatıralara/ Neden bağlı olduğumuzu unutma dizelerinde Sezai Karakoçu, Göçen son kuşların sedef gagalarından dökülür dizelerinde Ahmet Haşimi uzaktan uzağa anımsarız.

Cemal Süreyanın Üvercinkasındaki Yıldızlar Kıyamet gibiydi kaldırımlarda/ Çünkü biraz önce yağmur yağmıştı dizelerindeki imgelem, Alaaddin Özdenörenin şiirine Yıldız indiren yağmurda dizesiyle yansır. Erdem Bayazıtın Dökülen bu yıldızları yağmur birikintilerinde/ Çiğneyerek geçen bu adamları ve kadınları söyleyişinde aynı dizeleri bir kere daha hatırlarız.

Cahit Zarifoğlunun şiiriyle de ilgi çekici bir bağı vardır şairin. Daha doğrusu, Erdem Bayazıtın bazı imgeleştirmelerini yeniden ele almış görünen Zarifoğlu, kendi ince ayarlı şiir diliyle bir kere de kendisi söyler sanki: Susmanın kalesine sığınıyorum demiş Bayazıt; Baba/ Sur duvarlarıyla çevrili ağzı demiş Zarifoğlu. Tüm bu belirlemeler, Bayazıtın şiirinin bazı temas noktalarını gösterir ancak bize. Asıl kumaşı vermez.

1970li yıllarda, Edebiyat dergisinde şiirleri yayımlanan şairlerden Erdem Bayazıt, Akif İnan ve Osman Sarı içinde bir naifliği de taşıyan, ancak yüksek perdeli bir ses tonuyla konuşan bir şiir koydular ortaya. Güneş, dağ, deniz gibi büyük cüsseli imgelere yaslanan bu şiirde sevgilinin göz kırpışı deprem, bakışları kurşun veya şimşek, duygular bir barajın boşanması, kalp göğüste taşınan bir bomba, biriken özlem bir dağdır. Kitleler önünde seslendirilmeye yatkın olduğundan toplumun daha geniş bir kesimi tarafından kolay bir kabul gördü bu şiirler.

Bayazıt şiiri, ifadelendirdiği kısıtlanmışlık ve başkaldırının ihanet kelepçesi, mapus, işçi, emek, çelik dişliler gibi argümanlarıyla, döneminin sert toplumsal gerçekçi şiiriyle de bazı benzerlikler taşıyordu içinde. Aslında, daha köklü bir benzeşme için kelimelerden çok poetik algıya bakmak gerekir. Erdem Bayazıtın şiiri, ideolojisinden arındırılmış Nâzım Hikmet veya Ahmet Arif şiiriyle, poetik bağlamda bir çakışma gösterir mi bunu araştırmak gerekir.

Bayazıt şiirinde bazı imgeler, savaş metaforu etrafında kendi düzenini oluşturan bir yapı koyar ortaya. Ancak dikkatle bakılırsa, bu şiirdeki savaş ve başkaldırının poetik bir karakter taşıdığını; dile ait öğelerle silahlanmış bir savaşçıyla karşı karşıya bulunduğumuzu şu dizeler iyice belirginleştirir:

İsyan şiirleri bilirim sonra/ Kelimeler ki tank gibi geçer adamın yüreğinden/ Harfler harp düzeni almıştır mısralarda. (Burada bir kere daha hatırlayacağım Zarifoğlunu: İşte heyecan dolu bir Farsça/ Anlamı uçaklar bombalar fark edilmez ağaçlar kuşlar/ Mücahit kaya toprak sarınmış/ Şimdi Rus başını zırhlısından çıkaracak/ Yürekli bir Farsça tam alnından vuracak. Ancak Bayazıt önce, Zarifoğlu sonra.)

Erdem Bayazıtın şiirinde şair ben kayaları kelimeler olan gam dağlarına çıkıp oradan naralar atmak isteyen; Dağlar dağların üstünde tepeler ve tepelerin üstünde ben diyerek, kendini en yükseğe koyan bir psikolojiden; Haydi gel sevgilim/ Uzanalım toprağın altına/ Çiçekler mayalansın göğsümüzde diyecek bir iç hale kâlbolmuştur. İri atılışlı iç enerji, nice boğuşmalardan geçip akışını bulmuştur. Yüksek bir işlem söz konusudur orada. Şu dizelerden bunu okuyabiliriz:

Som fatih su fetheder tabiatı/ Döner döner döğünür eritir dağları yobaz kayaları/ Daha der sığmaz kabına yönelir göğe teslim olur/ Ve düşerken toprağa çağırır/ Sebep ey.

Bütün o kabarmalar, fırtınalar, boğuşmalar Tanrıyı anışta, kalbin ritmiyle evrendeki büyük ritmin buluşmasında anlamını bulur ve yatışır. Dışa doğru yükselme arzuları içe doğru derinleşmeye evrilir. Şiir duaya dönüşür:

Birden her yerde her şeyde içimizde kımıldayan/ Yürek vuruşlarıyla beliren zikir/ Yeri ve göğü ve damarlarımızı dolduran/ Ondan başka her şey yok olan yalan olan/ Rahman/ Ve Rahim olan.


Gamdan dağlar kuran şair

Osman Sarı, Kitap Zamanı, Sayı: 25, 4 Şubat 2008, s. 19.

Erdem Bayazıtın şiiriyle ilk defa Diriliş dergisinde karşılaştım. Halbuki o, sonradan öğrendiğime göre ilk şiirlerini, Maraş Lisesine devam ederken, Rasim Özdenören, Cahit Zarifoğlu, Nuri Pakdil ve diğer arkadaşlarıyla birlikte çıkardıkları Açı ve Hamle dergilerinde yayınlamıştı. Ama ben Erdem Bayazıtla tanışmadan önce onun şiiriyle tanışmış oldum. 1966 yılının o sıcak yaz aylarından birinde, temmuz mu yoksa ağustos ayı mıydı, bugün çok iyi hatırlamıyorum ama, o sıcak yaz aylarından biriydi. Nuri Pakdil, bana ve İsmail Kıllıoğluna verilmek üzere Maraşta kitapçılık yapan Hilmi amcaya (Vehbi Vakkasoğlunun babası) iki Diriliş dergisi bırakmış ve bu dergilerden birinin iç kapağına çok güzel ve itinalı bir el yazısıyla ve zümrüt yeşili bir mürekkeple aynen şöyle yazmıştı:

Kardeşim Osman Sarıya selam ve haberleşme dileğiyle... 4 Mayıs 1966 Bu, Dirilişin Nisan 1966 tarihli sayısıydı. Dirilişin diğer sayısında ise, Sezai Karakoçun, Abdullah Öztemiz Hacıtahiroğlunun, Sedat Umranın, Halim Uğurlunun, Cahit Zarifoğlunun ve Erdem Bayazıtın birer şiiri yer alıyordu. Erdem Bayazıtın şiiri küçük bir şiirdi ve adeta yarım kalmış bir sayfanın, göze pek de hoş gelmeyen boşluğunu doldurmak için konulmuş gibiydi.

Şiirin başlığı Kuş Sayfaları idi. Önce başlıkta bir tashih hatası var diye düşündüm. Çünkü olsa olsa kitap sayfaları olabilirdi, Kuş Sayfaları değil. Şiirde bir tren kurşun gibi, geceye atılıyor, demir gibi gök yüklü tren karanlığın ürpertisine giriyor, ötede düşler derleniyor. Kent ise horozlarda uyanıyor, zamana ezanla geçerken sularda geriniyor ve bunlar, sayfalar Kuranla sayfa olurken oluyor ve şiirin sonuna doğru, şairin bilmediği bir yerden, bir boranın patladığı bir yerden bir kuş yağmuru boşanıyor ve şiir böylece sona eriyordu. Kafam iyice karışmıştı. Diriliş gibi çok titiz bir sanat ve düşünce dergisinde bu kadar tashih hatası olamazdı. Şiirden pek fazla bir anlam çıkaramasam da garip bir duygu kaplamıştı içimi. Erdem Bayazıtın ilk okuduğum şiiri buydu. Ama bu yazıda Erdem Bayazıtın Sana, Bana, Vatanıma ve Ülkemin İnsanlarına Dair başlıklı şiiri üzerinde kısaca duracağım.

Şiir, Edebiyat dergisinde ilk yayımlandığında, başlığı şimdikinden çok daha uzundu ve şöyleydi: Sana, Bana, Vatanıma ve Ülkemin İnsanlarına Dair Gecenin Bir Vaktinde Çizilmiş Kırık Dökük Tablodur. Şiirin bu başlığı kitaplarında yukarıda belirtildiği gibi kısaltılarak yer almıştır. Erdem Bayazıtın bu şiiri bana, sadece başlığı açısından Nâzım Hikmetin Memleketimden İnsan Manzaraları adındaki kitabını hatırlatır. Şiirin muhtevası açısından ise Faruk Nafiz Çamlıbelin Han Duvarlarını çağrıştırır.

Şair, bu şiirinde önce, Sana diyerek, sevgiliye, her iki anlamda da sevgiliye hitap ediyor. Ancak bu şiir, yalnız sevgiliye ve yalnız Allahın sevgili kulu ve elçisine dair değil, aynı zamanda şairin kendisine, vatanına, ülkesinin tüm insanlarına hatta şiirin sonuna doğru, Tüm İnsanlar, Kardeşlerim dediğine göre bütün insanlara, tüm insanlığa dair bir şiirdir.

Şair bir halk türküsü ile başlıyor: Telgrafın Tellerini Kurşunlamalı diyen bir halk türküsü ile. Telgrafın tellerini kurşunlamalı, çünkü telgraf sürekli acıyla, hüzünle dolu haberler veriyor. Bir posta katarı gibi, simsiyah dumanlar dökerek, bazan ansızın çıkagelen, bazan gelmesi beklenen haberler öylesine acı yüklüdür ki, şair bu ağır yükü sadece şiirin omuzlarına yüklemez. Şiir sanatının yanında, resim sanatına da başvurur. Gamdan dağlar kurmalıyım / Kayaları kelimeler olan / Kırk ikindi saymalıyım / Kırk gün hüzün boşaltan omuzlarıma saçlarıma / Saçlarının akışını anar anmaz omuzlarından / Baştan ayağa ıslanmalıyım / Gam dağlarına çıkıp naralar atmalıyım. Erdem Bayazıt, aristokrat ve seçkin bir aileden gelmesine rağmen doğuştan içinde bulunduğu sosyal çevreyi aşmış, yoksul ve acılı halkımızın duyarlılığını hep içinde taşımış bir şairdir. Erdem Bayazıtın söz konusu ettiğimiz bu şiirinin başka bir özelliği de masum ve saf Anadoluya yönelmiş bir şiir olması. O, Apartman odalarında büyüyen çocukların bilmediği, bilemeyeceği baharları, Anadolu bozkırlarında görür. İstanbuldan çıkıp Diyarbakıra doğru giderken, tekerleri Yamalı asfaltları bir ağustos susuzluğu ile içen bir otobüsün içindedir. Bilinçsiz bir baş kayması ile Anadolu kadınlarının (şair, evrensel kadınlar diyor) çapa yaptıkları tarla kenarlarında, çıplak ayaklarıyla, ırgat çocukları, bir elinde bayat bir ekmeği kemirirken, diğer elinde yeşil bir soğanla çok acı bir yoksulluk tablosu oluşturmaktadır.

Şair, şiirinin sonlarına doğru, Müslüman yürekler bilirim daha diyerek, ideal insan tipini ortaya koymaktadır. Bu insanın kalbi, Müslüman kalbidir ve bu kalbi iyi tanımak için, en iyisi, şiirin bu bölümünü buraya almak: Müslüman yürekler bilirim daha / Kızdı mı cehennem kesilir sevdi mi cennet / Eller bilirim haşin hoyrat mert / Alınlar görmüşüm ki vatanımın coğrafyasıdır / Her kırışığı sorulacak bir hesabı / Her çizgisi tarihten bir yaprağı anlatır.


Erdem Bayazıtın unutulmayan ithaf şiirleri

Mehmet Nuri Yardım, SanatAlemi.net, 18.02.2008.

Türk edebiyatında şairler, bazı şiirlerini genellikle sevdiklerine ithaf ederler. Bu güzel gelenek geçmişte de vardı, bugün de devam ediyor. Burada şiirleri üzerinde duracağımız günümüzün değerli şairi Erdem Bayazıtın da bir hayli ithaf şiiri bulunmaktadır.

Erdem Bayazıtın İz Yayıncılıktan çıkan ve Sebeb ey, Risaleler, Gelecek Zaman Risalesindeki metinleri de içine alan Şiirler kitabının ikinci baskısı geçen yıl yapıldı. Kitap 208 sayfa. Edebiyatseverlere kazandırılan eserde Bayazıtın birbirinden güzel şiirleri var. Ama biz sadece dostlarına, yakınlarına, sevdiklerine ithaf ettiği şiirleri ele alacağız bu yazımızda. İthaf elbette sadece kişilere olmaz. Kavramlara, mekânlara, zamana, şehirlere ve ülkelere de şiirler ithaf edilebilir. Nitekim Erdem Bayazıtın bazı şiirleri şehir ve ülkelere adanmış. Bosnaya Yazıt, Çeçenistan ve Afganistan 1400 bu tür ithaflara üç anlamlı örnek. Savaş Risalesi de 1400ncü yıla armağan edilmiş derinliği olan bir özge şiir.

Şairimizin ilk ithafı çok sevdiği okuyucusunadır ve minik bir şiir tarzındadır, şöyle ki:

Okuyucuma!
Şiir diye
Bir ömür tüketerek yazdıklarım
İki saatte okunuyor
Bundan ucuz ne olabilir?
Havadan başka?


Erdem Bayazıt bir sanat ve düşünce adamı. Ama ondan da önce bir dava ve fikir insanı. Bir ideali, bir mefkuresi var. Yürüdüğü yolda önceki kılavuzlara büyük saygısı ve sevgisi var. Nitekim özel şiirlerinden bazılarını onlara ithaf ediyor. İşte Nuri Pakdile ithaf ettiği Birazdan Gün Doğacak şiirinin ilk mısraları:

Beton duvarlar içinde bir çiçek açtı
Siz kahramanısınız çelik dişliler arasında
Direnen insanlığın
Saçlarınız ıstırap denizinde bir tutam başak
Elleriniz kök salmış ağacıdır zamana
O inanmışlar çağının.

Şiir, rüyası görülen güzel bir dünyanın işaretleriyle dolu. Karanlığın ormanında iman güneşinin ışığı âdeta gözlerini kamaştırır. Şöyle devam eder şiir:

Gün doğar rüzgâr eser bulut dolanır
Rahmet şarkısı söyler yağmurlar
Alnınız en soylu isyandır demir külçelere
Gürültü susar ses donar sevgili tohumu patlar
Sessiz bir bombadır konuşur derinlerde.

İlerleyen mısralarda rüzgârın esişi ve kutsal ağaçların yeşerdiği sabır yüklü toprağımız dillendiriliyor. 1966da Güzlekte yazılan şiir şu mısralarla sona eriyor:

Su coşar deniz kabarır canlanır ölü şehirler
Yemyeşil bir rüzgâr eser yıldızlar arasından.

Şimdi siz taşıyorsunuz müjdenin kurşun yükünü
Çatlayacak yalanın çelik kabuğu
Sizin bahçenizde büyüyecek
Aşkın ve inancın güneş yüzlü çocuğu.

Erdem Bayazıt yedi güzel adamdan biri. İyi sanatkârlar birlikte yolculuk ettikleri diğer sanatçı dostlarını da unutmazlar. M. Akif İnana ithaf edilen Ölünün Kıyıları, Erdem Bayazıtın kadim ve merhum dostuna armağanıdır. Ankara Türkocağında 1968de kayda geçen bu şiir, bizi alıp farklı iklimlere taşıyor, okuyalım:


Gök boşanarak üstümüze
Bizi ıslak saçlarından geçirir karanlığın
Gece siyah bir at olur da uçar
Uykumuzun soluyan denizine.

Babalar ölümü dengede tutar
Seçerek en sağlam vakti arabasına.
Şimdi o araba uçuyorsa
Bir asya çölünü kanat yaparak
Ey üstümüze gelen
Ey çocukların gözlerinden dökülen
Ölümü konuşan damla damla
Ey beklediğimiz her an
Ey bize son sözü muştulayana
Bizi bulan şahdamarımızda
Ey sürücüleri babalarımız olan.

Bir an dudaklarıyla
Değen alnımıza masmavi
Bir güvercin kanadı gibi
Ey annelerin sesi
İçimizde savrula savrula
Yağan bir bahar yağmuru gibi
Çağırırdı oğullarını yola.


Ve Erdem Bayazıtın en güzel şiirlerinden Sebeb Ey şiiri büyük bir gönül insanına, kutlu yüreğin sahibi Fethi Gemuhluoğlunun aziz anısına yazılmış. 1966 yılında Ankarada edebiyatımıza kazandırılan bu şiirin ilk mısralarıyla yetinelim şimdilik:

Ürpertir tabiat üfleyince rüzgârı derin gök soluğu
Ulu ses dokununca çarka
Düşer ölümün gölgesi eşyaya.

Başlar eşyada hareket kurtulmak için kendinden
Daha öteye geçmek için arınmak gibi elbiseden
Yakalan ölümsüzlüğün sonsuz ipini
Sonra ses olur
Zamanın idrak incisi ses döner döner döner de
Yönelir sebebe
Sebeb ey.

Edebiyatın zorlu, kahırlı ve çileli yolunda yürüyenler bazen yüksek idealler uğruna yakınlarını ihmal ederler. Bu bir kasıt değil meşguliyet fazlası, daha doğrusu yüklenilen ağır yükün sorumluluk hissi… Aile fertleri de, yakın akraba ve dostlar da bu mecburi unutuluşun tozları arasına karışır gider. Ama bir vefa adamı olan kadirbilir insan Erdem Bayazıt, ünlü olmasa da temiz yüreklerini bildiği bütün ruh ikizlerini her zaman sever ve anar. Zira onlar inançlı kalpleriyle özbe öz kardeşleridir. Sait Mutlu, Sabri Arslan, Mehmet Emin Balyan, Ahmet Yücelin aziz hatıralarına ithaf ettiği Önden Gidenler İçin şiiri (1968) de böyle bir kadirbilirliğin taçlandırılmış göstergesidir:

Onlar gittiler
Yalnız bir yemin kaldı aramızda
Ben şimdi bu yanda
Kasılmış çıplak bir kurşun gibiyim
Namluda.

Onlar gittiler
Topraktan bir işaret taşıyarak alınlarında
Ben şimdi bu yanda
Geril bir an gibiyim
Doğumla ölüm arasına.

Onlar gittiler
Gelen zamandan bir haber gibiydiler.

Ben şimdi bu yanda
İçilmiş bir and için bekleyenim
Kurulmuş saat gibi.

Onlar gittiler
Giderken bir muştu gibiydiler.

Erdem Bayazıtın şiirlerinde ölüm temaı çok yaygın ve baskın. İnsanoğlunun bu kaçınılmaz sonuna hiçbir zaman ürküntüyle, dehşetle bakmıyor edibimiz. Aksine mütevekkil, kaderci bir edası var. Ölümün inanmış bir insan için nasıl bir değer taşıdığının farkındadır. Aziz kardeşim Yusuf Erzincanî (Ergün)nin anısına diye ithaf ettiği Ölüm Risalesi şu mısralarla selâmlar okuyucuyu:

Damla damla oluşuyor hayat
Ölüm kımıl kımıl
Duymak kolay
Anlatmak değil

Her an
Farkındayım
Az öz öldüğümün

Bilincindeyim doğan ayın
Eriyen karın akan suyun
Ve usul usul tükenen zamanın

Ölümü sadece bir kimlik belgesi olarak kabul eden şairimiz, hayatın ölüme muhtaç olduğunu ifade eder şiirin devam eden bölümlerinde. Bu geniş boyutlu olayın mahiyetini üç mısrada ifşa eder ve kesin hakikati bize şöyle fısıldar:

Ölüm muhakkak
Ve ölüm mutlak
Tek kapısıdır ölümsüzlüğün.

Erdem Bayazıtın şiirinde ezel ve ebed duyguları kendini gösterir. Süreklilik hissi ise ise kendisini hemen eleverir. Yahya Kemalin kökü mazide olan âti olarak tanımladığı bir insanlık serüvenidir yaşadığı. Kavramlar, düşünceler bizi asırlar ötesine alır götürür. Ecdadımızın yaşadığı hicranlı hikâyelere dalarız, kıtalarda geçmiş maceralarımızı hasretle anarız. Ama bu inanılmaz serüven, yeni kelimelere yüklenir şiirlerde. Okuyucuyu yormayan ve zorlamayan bir dildir bu. Biraz destan, biraz efsane, bir parça da ilahî… Maddi dilden ziyade bir gönül dili: Yalın, berrak ve su gibi seyyal… Şarkılarımız kadar saran, türkülerimiz kadar yakan bir üslûp. Erdem Bayazıtın bu kadar çok sevilmesinde sanırım en önemli sır, onun bu ölümsüzlük şifresini çözmüş olmasıdır. Cumhuriyet devri Türk şiirinde bunalımları anlatan şairler pek çok. Hafakanlarda yüzen, buhranlarda debelenen sanatçıların arasında Erdem Bayazıt bir ruh aydınlığı ile seslenir okuyucusuna ve içten gelen bir davranışla selâm verir. Bu yüzden dili bize yakın, üslûbu da âşinadır.

Allah elçilerinden sonra en büyük insana ithaf ettiği Sevmek 1969da Ankarada ak kâğıda geçmiştir ve sadece üç mısradan ibarettir:

Bir orman gibi büyür içimde sevmek
İçimde insan bir mahşer gibi kabarırken
Ey her suça ortak çıkan kalbim.

Hepimiz, kalem erbabı olan herkes, sevdikleri insanlara yazdıklarını ithaf ederler. En büyük armağanları bir şiir, bir yazı veya bir eserdir. Sevgililer sevgilisine Erdem Beyin ithaf ettiği şiir O. Ve Evrenin efendisine diye adanmıştır. Yıl 1969, yer Ankara…

Dünyanın ağırlığına eklesek yıldızları ayı güneşi
Gene de ağır basarsın ey kalbim ey kalbimin güneşi

Erdem Bayazıtın mutlaka, rahle-i tedrisinden geçtiği zatlara, sevdiği dostlara, gönül bağladığı insanlara adadığı güzel şiirleri vardır bugün de. Gün gelir, belki onları da okuruz. Bir de başka şairlerimizin Erdem Bayazıta ithaf ettikleri şiirler var bilindiği gibi. Aslında bu da ayrı bir çalışma konusu. Zaten Erdem Bayazıt gibi iyi ve büyük şairler hakkında yapılacak çalışmaların haddi hesabı yok. El verir ki, bu konulara ilgi duyan, sahip çıkan ve himmet gösteren edebiyat adamları olsun.

Erdem Bayazıt, Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatında millî ve yerli duruşun gerçek temsilcilerindendir. Mahalliden ziyade yerli, daha doğrusu hem millî hem de evrensel… Yeryüzüne yayılan, farklı kıtalarda yaşayan bütün insanları kucaklayan büyük bir savaşçı kalbin güçlü atışlarıdır yüreğinden gelen ses… Bir ışık insan, bir önder, bir iman adamıdır. Gençlere örnek olan bir kılavuz, faziletin, erdemin, asaletin ve derinliğin numunesi sahici bir sanatkâr ve köküne bağlı gerçek bir münevverdir.

Erdem Bayazıtla ilgili olarak 12 Ocak 2008 tarihinde Milli Gazetede bir haber yer almıştı. Orada rahatsızlığını da anlatan şairimiz, Sağlığım iyi olursa bir de Üsküdar Risalesi yazmak istiyorum. Bizim itikadımıza göre Kudüs, Üsküdardan başlar. Osmanlı döneminde seferler Avrupaya bile olsa Üsküdardan başlar. Kudüse giden yollar mutlaka Üsküdardan geçer. Bunları işleyebilirsek orada yaşayan halkı, tekkeleri, ezanları anlatabilirsek işte o zaman Üsküdar risalesi olacak. diyordu. Erdem Bey, inşallah fırsat ve imkân bulur ve düşlediği bu şiirleri yazar. Kimbilir ne güzel ithaf şiirleri okuyacağız o metinlerde. Sanırım en görkemli şiir de Üsküdara adanmış olacak. Zaten Üsküdar şanslı bir semt ve Üsküdarlılar talihli insanlar değil mi? Işıkları da dost, insanları da… Mübarek, aydınlık ve hoş bir belde… Ecdadın deyişiyle orası Kâbe toprağı…

Ben de bu yazıyı metindeki bütün şiirlerin sahibi, aynı zamanda gönüllerin de fatihi olan muhterem Erdem Bayazıt ağabeyime ithaf ediyorum. Hepimiz sağlığın için duacıyız. Dualarla, sağlıcakla kal ey vefalı adam, ey aziz insan!


 

Yorum Ekle! Yorum sayısı: 0 Beğeni ortalaması: 0/10
Bu ürüne ilişkin yorum bulunamadı!
İlk Yorumu Yazmak İçin Tıklayınız!

 

  Kitap Önerisi
Elveda ey Dımaşk (Suriye Öyküleri)Elveda ey Dımaşk (Suriye Öyküleri)
Ulfet El-İdlibi
Ey Gaziler Ey Gaziler
Kerim Korcan
Safiye Sultan Sözüm ki Tek Sana Geçmez ...Safiye Sultan Sözüm ki Tek Sana Geçmez ...
Ann Chamberlin
Rüya SaatiRüya Saati
Mustafa Ruhi Şirin
Ara DönemAra Dönem
Turan Koç
Ey Benim Güzel Sevdalım Bütün Şiirleri 6Ey Benim Güzel Sevdalım Bütün Şiirleri 6
Afşar Timuçin
Sessiz RediflerSessiz Redifler
Cafer Turaç
Vurulduk Ey Halkım Unutmadık Seni
Nuri Kurtcebe, Işık Kansu, Deniz Som
Salat ve Selam Sana Ey Nebi / Tasliye ve Teslim ...
Hüseyin Güllüce
Tamamla Bizi Ey AşkTamamla Bizi Ey Aşk
Ali Poyrazoğlu
  Diğer Menü
   Kampanyalar
   Yeniden Basılanlar
   Seçme Konular
 

Satış ve Teslimat | İade ve İptal | Gizlilik ve Güvenlik
Banka Hesaplarımız | İrtibat

Ödeme Biçimleri:
Visa Kredi Kartı ile Ödeme Mastercard Kredi Kartı ile Ödeme Banka Havale Eft Para Puan Posta Çeki

© Copyright by Savra Yayın Eğitim Danışmanlık İletişim Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi
Ticarethane Sok. Fetih Han No: 33/36 Tel: 0212 5124074 / Cağaloğlu - İstanbul
İrtibat Mesajı Gönder! 

Kitap, Lojistik, Haber, Oyun, Eticaret